Ömür çiçek kadar narin, bir gün kadar kısa.
Mayıs 24th
9:00 PM
Via

Yerler seni Hurley.

Mayıs 19th
2:34 PM

“Bir çiçek açtığında
Bir eski avluda
Diyor ki;
Çalıda sarı bir çiğdemim ben
Ve senin çok eski cümlen.”

Mayıs 18th
10:30 PM
Via
Mayıs 9th
2:32 AM
Via
Mayıs 4th
12:30 AM
Via

Nisan 28th
10:25 PM
Via
Nisan 24th
12:11 AM
Via

usengecinsan:

-Çok özür dilerim ya ! Çok, çok özür dilerim. Ben şarkıyla uyandırayım dedim, yanlış şarkı da seçmişim…

Nisan 22nd
11:53 PM
Via
3:40 PM

“Mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken, ya da uyurken (iyi uykular diliyorum!), seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? Neden değilim?”

Nisan 21st
4:19 PM

http://www.kanindahayatvar.blogspot.com/

Gizem ve onun gibi yardıma ihtiyacı olanlar için çabalayalım.

1:45 PM

Minik bir çocuk, kağıttan kayığını kaldırımın yanından akan suya koyup, onun hiç takılmadan gidişini izliyor.

“Zaman, beni ve hikayemdeki herkesi önüne katıp karşı konulmaz bir sel gibi sürükledi.”

Bir dizinin tanıtımıymış bu meğer. Birkaç gün sonra birçok insanın bu ufaklık hakkında benimle aynı duyguları paylaşacağını bilmeden “Oooyy bu ne güzel bi çocuk!” diyor, dizinin adını aklıma not ediyorum.

Günler geçiyor, taşınıyoruz. Tam da yeni bir eve yerleşmeye, eşyaları toparlamaya çalışırken, uzun süredir izlemeyi planladığım dizinin ilk bölümü yayınlanıyor, sonra ikinci, üçüncü… Bizim televizyonumuz ise hâlâ iş görmez halde.

Kutularla dolu odamın bir köşesine oturup Melis’e telefon ediyorum. “Çok tatlıydı o yaa! Bak dinle bi.” deyip ufaklığın oyunculuğunu konuşturduğu bir bölümünü dinletiyor bana. Gözümde canlanıyor az çok.

Anteni kurcalayıp, birkaç hafta sonra jeneriğini bile sevgiyle izleyeceğimiz bu diziyi karlı bir ekrandan seyrediyoruz.

Televizyon düzeliyor. Salı akşamları önce diziyi izliyor, sonra sözlükten yorumları okuyup komik bulduklarımı anneme anlatıyorum. Anı videoları çekerken kamerayı ekrana da döndürüyorum, çünkü ilerde bugünleri çok özleyeceğimi biliyorum.

“Ama yarın sezon finali var. Orda izleyebilir miyim?”
“Eceee! Git sen. Gelince bilgisayardan izleriz beraber.”

Sezon finalini annemden ayrı, evden uzakta, dizinin sıkı takipçisi olmayan arkadaşım, onun annesi, iki kardeşi ve daha sabah tanıştığım 3 yaşlı teyzenin eşliğiyle, 37 ekran televizyonda izlemesem de olur, ama olmaz, merak denen bir şey var.

Sezon finalini seyrederken, ikinci sezonun asla ilki kadar güzel olamayacağını düşünüyorum. Üstelik haklıyım da. 2011 Eylül’ünde başlayan ikinci sezonda birçok şey abartılı, ufaklıkta bir haller, binlerce ilginç tesadüf ve tek bir aileye dadanmış haddinden fazla kötü kalpli karakter var. İlk yılını mumla arıyor, bol bol “Eskiden böyle miydi?” diyor ama yine de seviyor, izliyoruz.

Şimdi facebookta dolaşırken 71. Bölüm Fragmanı yazısını görüyorum.
71.
Yetmiş bir.

“Nasıl olur? Ne çabuk?”
“Eee Ececim, öyle bir geçer zaman ki, şaşıp kalırsın!”

Nisan 8th
1:22 AM
Hayatımın en güzel, en özel kitap serisi.2003 yazındaydık. Annemle beraber Karşıyaka sahilindeki D&R’da gezinip kitaplara, dergilere bakıyorduk. Benim gözüm hep korku kitaplarına kayıyordu, annem de hâlâ onunla uyuyor olmamın sebebini bu tip şeylere ilgi duymama bağlıyordu tabii. “Bak,” dedi, “illa öyle korkunç şeyler alacaksan bunu al. En azından çocuk hikayesi.” Küçük Vampir’in 1. kitabına şöyle bir baktım, sonra da alıp çıktık. Birkaç gün öylece durdu bir köşede, canım hiç okumak istemedi. Sonra bir gün annemin hava çok sıcak olduğu için arka balona yaptığı yer yataklarından birine (en köşedeki ufak olanına) uzanıp okumaya başladım. Hayatımdaki en doğru başlangıçlardan biriydi.İç sayfasına bakınca Küçük Vampir’in 18 kitaptan oluşan bir seri olduğunu öğrendim. Biri bitti, Karşıyaka’ya koşup bir sonrakini aldım. O bitti, bir diğerini… Çok da kalın olmadığından bazen bir günde bir tanesini bitiriyor, bitirdikçe üzülüyordum.Son kitapla vedalaştığımda 2004 yılında olmalıydık.Aradan seneler geçti ve ben, bir gün internette gezinirken Küçük Vampir: Dehşet Gecesi‘ne rastladım. O an msn üzerinden sohbet ettiğim arkadaşım, ona “KÜÇÜK VAMPİR’İN YENİ KİTABI ÇIKMIIIIIIŞŞŞŞŞŞ!!!! “ yazarkenki heyecanımı büyük olasılıkla hiç anlamadı.5 yıl sonra yine Karşıyaka’ya koşuyordum. D&R’ı çoktaaan kapatıp yerine başka bir mağaza açtıkları için bu sefer Pan’a gitmem gerekiyordu. Raflara yanaştım, içlerinden 19. kitabı alıp sayfalarını şöyle bir kokladım.Arka kapağında 8 yaş ve üzeri yazan Dehşet Gecesi keşke 1 günde bitmeseydi. Zaten Son Değişim isimli 20. kitaptan sonra bir yenisi daha gelmedi.Çok özlüyorum.Benim biricik Küçük Vampir’im, yatağıma kıvrılıp en başından başlayacağım maceralarını okumaya. Yalnız kaldığımda camı tıklatıp geldiğini, tıpkı Anton’a yaptığın gibi bana da amcanın pelerinini hediye ettiğini ve birlikte tüm şehrin üzerinde uçtuğumuzu hayal edecek, bütün ufak tefek günlük hayat sorunlarını atacağım üstümden.

Hayatımın en güzel, en özel kitap serisi.

2003 yazındaydık. Annemle beraber Karşıyaka sahilindeki D&R’da gezinip kitaplara, dergilere bakıyorduk. Benim gözüm hep korku kitaplarına kayıyordu, annem de hâlâ onunla uyuyor olmamın sebebini bu tip şeylere ilgi duymama bağlıyordu tabii. “Bak,” dedi, “illa öyle korkunç şeyler alacaksan bunu al. En azından çocuk hikayesi.” Küçük Vampir’in 1. kitabına şöyle bir baktım, sonra da alıp çıktık. Birkaç gün öylece durdu bir köşede, canım hiç okumak istemedi. Sonra bir gün annemin hava çok sıcak olduğu için arka balona yaptığı yer yataklarından birine (en köşedeki ufak olanına) uzanıp okumaya başladım.

Hayatımdaki en doğru başlangıçlardan biriydi.

İç sayfasına bakınca Küçük Vampir’in 18 kitaptan oluşan bir seri olduğunu öğrendim. Biri bitti, Karşıyaka’ya koşup bir sonrakini aldım. O bitti, bir diğerini… Çok da kalın olmadığından bazen bir günde bir tanesini bitiriyor, bitirdikçe üzülüyordum.

Son kitapla vedalaştığımda 2004 yılında olmalıydık.

Aradan seneler geçti ve ben, bir gün internette gezinirken Küçük Vampir: Dehşet Gecesi‘ne rastladım. O an msn üzerinden sohbet ettiğim arkadaşım, ona “KÜÇÜK VAMPİR’İN YENİ KİTABI ÇIKMIIIIIIŞŞŞŞŞŞ!!!! yazarkenki heyecanımı büyük olasılıkla hiç anlamadı.

5 yıl sonra yine Karşıyaka’ya koşuyordum. D&R’ı çoktaaan kapatıp yerine başka bir mağaza açtıkları için bu sefer Pan’a gitmem gerekiyordu. Raflara yanaştım, içlerinden 19. kitabı alıp sayfalarını şöyle bir kokladım.



Arka kapağında 8 yaş ve üzeri yazan Dehşet Gecesi keşke 1 günde bitmeseydi. Zaten Son Değişim isimli 20. kitaptan sonra bir yenisi daha gelmedi.

Çok özlüyorum.

Benim biricik Küçük Vampir’im, yatağıma kıvrılıp en başından başlayacağım maceralarını okumaya. Yalnız kaldığımda camı tıklatıp geldiğini, tıpkı Anton’a yaptığın gibi bana da amcanın pelerinini hediye ettiğini ve birlikte tüm şehrin üzerinde uçtuğumuzu hayal edecek, bütün ufak tefek günlük hayat sorunlarını atacağım üstümden.

Nisan 7th
5:28 PM
Nisan 6th
8:10 PM
Hah! Çok biliyorsun sen.

Hah! Çok biliyorsun sen.

6:59 PM

ANLATILIRKEN KOMİK OLMAYAN AMA YAŞANIRKEN GÜLDÜREN ANLAR - 5

Ece ve Nurçin, İzmir’e gitmek için ucuz bilet bulabilecekleri yerleri araştırırlar ama sonuç pek iç açıcı değildir. Sonunda Nurçin bir şirketin yeni kampanyasına rastlar ve Ece’ye açıklamaya başlar.

Nurçin: Ooff of. Fiyatı uygun ama kampanya kapsamındaki şehirler arasında Trabzon yok ne yazık ki.
Ece: Ne yapsak bilemedim ki.
Nurçin: Aslında şöyle bi çözüm bulabiliriz: Samsun kampanyaya dahil. Burdan Samsun’a gider, ordan da İzmir’e geçeriz.
Ece: E çok güzel olur! Ama Samsun otobüslerinin bilet fiyatı nedir?
Nurçin: Bunu ancak…
*aynı anda*
Ece & Nurçin: …Büşra bilir!
Ece: Aynı anda söyledik, dilek zamanı.

Dilekler tutulur.

Nurçin: Renkler?
Ece: Biiir, ikii, üç…
*aynı anda*
Ece: Yeşil!
Nurçin: Kırmızı!

Bir an için konunun buraya nasıl geldiği düşünülür. Bir şekilde bilete, İzmir’e bağlanmalıdır durum.

Ece: Yani Karşıyakaspor!
Nurçin: E bu da İzmir’e gitmeyi başarabileceğimize dair bi işaret o zaman!